| Çizgi filmin seyrini o değiştirdi |
|
|
|
Çizgi filmlerin makus talihini onlar değiştirdi. "Oyuncak Hikâyesi", "Kayıp Balık Nemo" gibi çoktan efsaneleşen yapımlara da onlar imza attı. Disney'in bir parçası olsa da Pixar Animasyon Şirketi hepimizi eğlendirecek çizgi filmler üretmeye devam ediyor.
“Pixar’ın hedefi, her yaştan izleyiciyi çekecek unutulmaz karakterleri ve yürek ısıtan öyküleri olan (bilgisayarda yaratılmış) animasyonlar çekebilmek adına gelişmiş bir teknoloji ile dünya çapındaki bir beceriyi harmanlamaktır.” Resmi sitesinde yazan bu ifadeye ters düşecek bir işe imza atmadı henüz Pixar. Bu tuhaf isimli şirket neyi temsil ediyor, ona gelmeden kısa bir özet... Animasyon filmler (basitçe çizgi filmler diye de okuyabilirsiniz bunu) özellikle 1970 ve 80’lerle birlikte feci bir krize yuvarlanmışlardı. Bir zamanlar, büyük çizgi film ustası Walt Disney’in bıraktığı devasa miras, 1966’da onun ölümüyle birlikte öksüz kaldı. Şirket, Disney’in çocuklarının önderliğinde pek başarılı bir performans çizemedi. 1980’ler biterken üç yıl arayla çekilen “Küçük Denizkızı” (The Little Mermaid) ve “Aladdin” şirketi adeta ipten aldı. 1994’te ise bizim ülkemizde de gözyaşları içinde seyredilen “Aslan Kral”ın gelişiyle birlikte Disney yeniden şahlanma emareleri göstermeye başladı. “Aslan Kral”ın perdeye attığı pençe Disney’in kasasına 783 milyon doları koymuştu koymasına; ama ‘elle çizilen’ geleneksel animasyonlara alternatifler türemişti bu sırada. 90’lar sinemasına damga vuran dijital teknolojideki ilerlemeler anlaşılan animasyonlara da sirayet edecekti. Pixar ise 80’lerin ortasında çeşitli kısa filmler ve televizyon reklamları için animasyonlar üreten mütevazı bir şirketti. En İyi Kısa Animasyon dalında Oscar’a aday olan veya ödülü kazanan kimi kısa animasyonlar üretmişlerdi; ama henüz sesleri bir hayli kısıktı. Nasıl bir öngörüyse Disney 1991’de Pixar’la üç filmlik bir anlaşma yaptı. Buna göre, Pixar’ın önümüzdeki yıllarda çekeceği üç animasyon filmini Disney finanse edecek, pazarlayacak ve dağıtacaktı. Her iki şirket de henüz Amerikan sinema endüstrisinde taşları yerinden oynatacak bir hamle yaptıklarından habersiz gün tüketiyorlardı. Pixar’ın 1995’te piyasaya sürdüğü “Oyuncak Hikâyesi”yle devran döndü. Küçük bir çocuğun oyuncaklarla dolu odasında gününü gün eden Astronot Buzz Lightyear ve Kovboy Woody’nin (Tom Hanks’in efsanevi seslendirmesiyle) maceradan maceraya zıplayan dostlukları tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. (Film o günlerde ne yazık ki buralarda pek dikkat çekmemişti.) Endüstrinin başını döndüren şey filmin devasa gişesi değildi sadece, eleştirmenler de nice filmden esirgedikleri iltifatlarını “Oyuncak Hikâyesi”nin üstüne serpiştirivermişlerdi. Üstüne bir de 3 boyutlu animasyonun ne kadar büyük bir potansiyel barındırdığı ortaya çıkınca, endüstri de başını bu yana çevirmişti ister istemez. (“Oyuncak Hikâyesi”, tamamı bilgisayarda yaratılan, CG dediğimiz ilk çizgi filmdi) Disney, tuhaf bir ironiyle, mudisinin tırnaklarıyla kazıyarak geliştirdiği geleneksel elle çizim yöntemini mezara gömmek ve yoluna sinemadaki dijital devrimin nimetleriyle devam etmek zorundaydı, şirketin sürdürülebilirliği neredeyse bu stratejik tercihte yatıyordu. Gelenekselciler sahayı boynu bükük birer birer terk ederken, onların yerini eli fare ve klavyeden kalkmayan, bilgisayar kurdu, zıpır animasyoncular aldı. (Bugün gerçekten de sinema salonlarında eski usul üretilmiş animasyonlara rastlamak zorlaştı.) Bundan sonrasını fazla dallandırıp budaklandırmaya gerek yok, ardından büyük küçük hepimizi heyecana gark eden aşağıdaki filmografi geldi. Ve bittabi bu tatlı kârlar rakiplerin de iştahını kabarttı. DreamWorks ve 20th Century Fox gibi büyük Hollywood stüdyoları da hemen bünyelerinde birer büyük animasyon departmanı kurdular. DreamWorks kısa sürede “Şrek”le, Fox da “Buz Devri”yle pastadan kendilerine düşen dilimleri büyütmeyi başardılar. Özellikle “Şrek” büyük bir eleştirel başarı da kazanarak Disney’in bu kulvarda tek başına rahat rahat at koşturmasının pek mümkün görünmediğini cümle aleme duyurdu. Rekabet öylesine üst düzeyde gerçekleşiyor, animasyon sektöründe çıta o kadar yükseğe tırmanıyordu ki, Oscar ödüllerini dağıtan Akademi ister istemez ödül törenine yeni bir dal eklemek zorunda kalacaktı. En İyi Animasyon kategorisi, o yıl gösterime girmiş üç veya dört uzun metraj animasyonu karşı karşıya getiriyordu. Sektördeki öncü konumuna karşın, Pixar’ın “Sevimli Canavarlar”ı 2002’de ödülü “Şrek”e kaptırdı. 2003 yılının töreninde filmleri yarışmıyordu ve biraz da bu yüzden animasyonlar zayıf bir yıl geçirmişlerdi. Hayao Miyazaki’nin “Ruhların Kaçışı” şaşırtıcı biçimde Oscar’ı kaptı. Hayallerindeki heykelciği ise ondan bir yıl sonra “Nemo” hediye edecekti onlara. Ertesi yıl “İnanılmaz Aile”yle bu başarıyı yinelediler. Geçen sene ürettikleri “Arabalar” ise 2007’nin Oscar ödül töreninde Warner’ın penguenlerine (“Neşeli Ayaklar / Happy Feet”) geçilecekti. Her zaman kazanacak değilsiniz ya! Ne olursa olsun, Pixar, animasyon deyince akla ilk gelen bir markaya dönüşmüş durumda çoktandır. Birkaç yıl önce özel bir anlaşmayla tamamen Disney’in bir parçası haline gelen şirket, yoluna doludizgin devam ediyor. Unutmayalım; animasyon, üstündeki ‘çocuk filmi’ etiketini onlar sayesinde yırttı, bugün çizgi filmler sınıf atlamış durumdaysa, bunun bir numaralı müsebbibi Pixar’dır. Bu hafta sinemalarımızda gösterime giren “Ratatuy”un leziz hikâyesi de gösteriyor ki, sadece göze ve kulağa değil, ara sıra mideye de hitap eden işlerle sık sık önümüzü kesecek şirket.
Zaman Yorum (1)
![]() ![]() Yorumu yazan beyzanur, 2008-07-05 12:18:23
Sizleri çok seviyorum ,herkeze yumurcak tv yi izlemelerini öneriyorum,tüm yumurcak tv yapımcılarına teşekkürler,başarınızı sürdürmek dileğiyle hoşçakalın,hepinize iyi tatiller dilerim.
Yorum yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






