| Kapıları Açmak'ın talihi açıldı |
|
|
|
Usta hikâyeci Mustafa Kutlu, kendi geleneğini bozmadı ve bu eylülde yine bir hikâye kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Kutlu'nun yeni kitabı Kapıları Açmak, daha önce bir film ve ardından bir dizi senaryosu olarak kaleme alınmış; fakat film gösterime girememiş, dizi de yayından kaldırılmıştı.
Her yıl sonbaharın gelişini yeni bir hikâye kitabıyla haber veren Mustafa Kutlu'nun son kitabı 'Kapıları Açmak' (Dergâh Yayınları), okurla buluştu. 'Kapıları Açmak', bir sinema filmiyle bir diziye senaryo olmuş eski ve biraz da talihsiz bir hikâye aslında. Sinema ve televizyon macerası yarım kalan bu tertemiz aşk hikâyesi, sonunda iki kapak arasında ulaştı Mustafa Kutlu okurlarına. Kapıları Açmak, Kutlu'nun okurlarını alıştırdığı tabirle, bir 'uzun hikâye'. Boyut olarak romandan farksız; ama türünün özellikleri ağır basıyor. Bir solukta okunan, herkese hitap eden, okunuyormuş değil de erbab-ı sühan bir dostun ağzından dinleniyormuş hissini uyandıran cinsten. Uzun hikâye, Türk edebiyatında başka örnekleri olsa da Kutlu'nun adıyla tanınıyor. Onun bir başka kitabının adı aynı zamanda. Kutlu'nun senaryosundan Osman Sınav'ın 1992'de sinema filmi olarak çektiği Kapıları Açmak, başrol oyuncusu Mehmet Aslantuğ'a 29. Antalya Film Festivali'nde 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülü kazandırmış ve En İyi 3. Film seçilmişti. Aile Araştırma Kurumu adına çekilen ve mülkiyet hakkı üzerindeki tartışma yüzünden sinema salonlarında gösterime giremeyen film, önceki yıl yine Osman Sınav tarafından televizyon dizisi olarak çekildi. 4 bölümü Kanal D'de dizi olarak yayınlanan Kapıları Açmak, bu kez de yönetmenin isteğiyle yayından kaldırıldı. Mustafa Kutlu, aslı film senaryosu olan hikâyesini, gizli kalmaması için yeniden yazıp kitap olarak yayınladığını söylüyor. Her yıl bir hikâye kitabı ile okur karşısına çıkmanın, son yıllarda kendisi için bir gelenek haline geldiğini söyleyen Kutlu, "Kitaplarımı aslında vaktinden evvel, nisan ayı gibi bitiriyorum. Fakat yayıncı olduğumuz için, eylülde yayınlıyoruz. Ömrüm olduğu, imkânım elverdiği müddetçe bu şekilde devam etmek istiyorum." diyor. Kutlu'nun su gibi dupduru dili ve üslûbuyla bir solukta okunan hikâye, imamın oğlu Cihan'la, bir dokumacının kızı olan Zehra'nın masum aşkını anlatıyor. Mustafa Kutlu'nun hikâyelerinde olayların akışı insanı farklı mecralara sürüklese de yerler ve karakterler o kadar tanıdık ki... Hayatın sürprizlerinden yılmayan Zehra, kendi halinde bir marangoz olan Cihan, soylu ailenin soysuz oğlu Kemal, gönlü temiz Mahir Hoca, Zehra'nın felçli babası, gözünü para hırsı bürümüş ağabeyi, olanları sessizce izleyen annesi, tarihî eserleri yıkarak kasabaya meydan açmaya çalışan belediye başkanı... Bu kahramanların her biri, Anadolu'nun herhangi bir kasabasında görebileceğimiz insanlar. Kutlu'nun hikâyelerini sevdiren, biraz da Anadolu insanının hayatını hikâye etmedeki başarısı ve kahramanlarını okurun karşısına 'içimizden biri' olarak çıkarması. Kitabın konusuna gelince; küçük bir kasabada filizlenen masum aşk, kızın, kasabanın hovardası İpsiz Kemal tarafından kaçırılıp İstanbul'a götürülmesiyle darbe yer. İpsiz Kemal, kirli işlerin adamıdır; bir müddet sonra Zehra'yı koskoca şehirde tek başına bırakıp kaçar. Ama Zehra da yaman kızdır; 'örs ile çekicin arasında dövüle dövüle çelik gibi olmuştur'. Pavyonlara düşse de ayakta kalmayı başarır. Tövbekâr olup kasabaya geri döner. Cihan'ın babası Mahir Hoca'nın sahip çıktığı Zehra, 'kirli' geçmişine rağmen küçücük kasabada insanların takdirini kazanmayı başarır. Hikâyenin özü bu; ancak mutlu sonla bitiyor sanmayın. Şairin dediği gibi, "Bir nîm neş'e say şu cihanın baharını / Bir sâgar keşîdeye tut lâlezârını." (Bir yarım neşe say şu cihanın baharını / Bir boşalmış kadehe say lâle bahçesini) Zaman Yorum (0)
![]() Yorum yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






