 Perdeden düşen görüntüler dehşet verici! Ölenler, çarpılanlar, mezarlık görüntüleri arka arkaya geliyor. Cin musallat olmuş gencin çığlıkları, onu kurtarmaya çalışan hocanın okuduğu dualara karışıyor. Gelin görün ki; salondaki hiç kimseyi etkilemiyor bu görüntüler. İnsanlar koltuklarından fırlıyor belki; ama korkudan değil, kulakları patlatan gürültüden.
| | Korku filmi izleme hayali, yine suya düşüyor bin bir umutla salonu dolduran insanların. Olmuyor işte, korkmuyoruz ya da Türk sinemasının ustaları korkutmayı beceremiyor. Korku filmi için gittiğiniz salondan gülerek çıkıyorsunuz. Şu an gösterimde olan bir korku filmindeki gelin kaynana konuşmasına seyircilerin gülmekten kırıldıkları gibi.
Sinemanın ustaları ile eleştirmenlere göre Doğuluların ve Batılıların korkma hisleri birbirinden çok faklı. Türk seyircisinin genetik özellikleri, korku filmlerinden, özellikle de yerli yapım filmlerden pek etkilenmiyor. (Bu konuda başarılı bazı yabancı yapımların hakkını vermek gerek.) 'Musallat'la yeniden gündeme gelen 'Türkler neden korkutamıyor?' sorusunun zihnimizi meşgul ettiği sırada, filmin yönetmeni Alper Mestçi'nin sözleri, korkuya olan duyarsızlığımızı da gösteriyor aslında: "Türkler korkmaz diye bir şey yok, ama sinemada korkutmak biraz zor." Musallat'ın gürültülü olduğu eleştirilerine de katılmayan yönetmen, "Gerektiği kadar ses kullandık." diyor.
Batı'nın mumyalarını, zombilerini, Karındeşen Jack'lerini ve uzaylı yaratıklarını izlerken yanımızdakilere korkup korkmadıklarını soran bir milletiz. Hatta korkanlara bıyık altından gülerek, kahraman edasıyla tutarız evin yolunu. 'Korkunun şifrelerini çözen Türk halkını nasıl korkuturuz?' diyen yerli film sektörü, zaman zaman Batı'nın üslubunu kullansa da, şu sıralar cinlerden ve büyüden medet ummaya başladı. Korku filmleri, Yağmur ve Durul Taylan kardeşlerin 'Okul'u ile yükselişe geçse de klişenin ötesine geçmediği gerekçesiyle eleştirilerden bir türlü kurtulamadı. Hasan Karacadağ'ın 'Dabbe'si, Biray Dalkıran'ın 'Araf'ı, Togan Gökbakar'ın 'Gen'i de belli bir izleyici kitlesi yakalasa bile korkuyu veremediği gerekçesiyle eleştirilmekten kurtulamayan filmlerden bazıları. Farklı konularla izleyiciyi salonlara çekmeye çalışan Hasan Karacadağ, kıyamet temasının işlendiği 'Dabbe'nin ardından bu kez ikinci korku filmi 'Semum'un hazırlıklarını bitirmek üzere. Filmde, içine yaratık giren bir kadının hikâyesi anlatılıyor. Perdede cinleri ve hayaletleri gördüğünde gülüp geçen izleyici bakalım yaratıklara ne tepki verecek.
Türk yönetmenler neden korkutamıyor?
ATİLLA DORSAY (SİNEMA ELEŞTİRMENİ)
'Korku filmi çekmekte başarılı değiliz'
Türkiye'de korku filmi yapılma çabasına ilgi duyuyorum. Çok kötü olmayan bazı filmler yapıldı. Ama galiba Türk seyircisinin genetik özellikleri korku filmine pek cevaz tanımıyor. Bu türün Batı'dan gelen en iyi örnekleri, Hıristiyanlık dini ile ilişki taşıyor. Şeytan düşüncesi olsun, Hıristiyanların günah ve pişmanlık kavramları olsun, gotik elemanlar olsun hep Batı'dan alınmış şeyler. Biz gerek İslam dini ile olan bağımız gerekse korku kavramına olan toplumsal psikolojik yaklaşma nedeniyle korku filmine çok açık bir halk değiliz. Ama bu da aşılabilir.
MAHMUT NEDİM HAZAR (SİNEMA ELEŞTİRMENİ)
'Gürültü yaparak korkutamazsınız'
Doğu ile Batı arasında kültürel kodlar anlamında korku parametreleri çok farklılık gösterir. Batı'da muazzam bir korku öğesi, Doğu'da huzurun ve sükûnetin sembolü olabilir örneğin. Hollywood merkezli korku filmleri insanı irite eden, çoğu zaman midesini kaldıran kareleri korkutmak adına yapar. Bu nedenledir ki; bir şekilde bu tür korkutulmaya alışmış Batı izleyicisini artık sıradan zıplatma eylemleri kesmez. Hem vahşetin hem de karanlığın dozunu gün geçtikçe artırmaları da bundandır. Özellikle ülkemiz insanı için korku türleri ve parametreleri farklıdır. Ne yazık ki, sinemamız bunu henüz keşfedebilmiş değildir. Yeşilçam'ın yaptığı en fazla; Doğu korku öğelerini Batılı normlarda izleyiciye vermektir. Bu nedenle cin, büyü gibi kavramları çığlıklar ile perdeye aktarmayı marifet saymaktayız. Oysa sessiz ve kapkaranlık bir perdede, aniden (efektsiz) açılan bir göz, seyirciyi korkutur.
ALPER MESTÇİ (YÖNETMEN)
'Türkler korkmaz diye bir şey yok, ama sinemada zor'
İnsanlar gerçekten korkmak için sinemaya gitmezler. Eğlencelik bir korku var burada. Şu da bir gerçek ki önyargılı gidiyor insanlar sinemaya, özellikle de Türk filmlerine. Bu önyargıyı kırmak zordu, ama kırıldığını sanıyorum. Türkler korkmaz diye bir şey yok, ama sinemada korkutmak biraz zor. Vampir, yaratık gibi şeyler işlemiyoruz, çünkü bizim kültürümüzde onlar yok. Musallat'ın gürültülü olduğu eleştirilerine gelince, buna katılmıyorum. Filmin efektleri bence çok düzeyli. Olması gerektiği kadar ses ve efekt kullandık.
Zaman