| 'Temiz bir vicdan kadar yumuşak bir yastık yoktur' |
|
|
|
İşsizlik, pek dillendirilmese de Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri. Halen milyonlarca insan işsiz olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda.
Tayfun Pirselimoğlu da son filmi 'Rıza'da işsizliğin, bir insanın hem de sıradan bir insanın hayatında yol açabileceği yıkımlara vicdani bir pencereden bakıyor. Filmde kamyon şoförü Rıza'nın öyküsü anlatılıyor. O, herhangi biri, sokakta her an karşılaşacağımız insanlardan. Kamyonu bozuluyor ve tamir için de yüklüce sayılabilecek bir paraya ihtiyaç duyuyor. Ama parayı bulamıyor ve İstanbul'da zorunlu olarak ikamet etmek zorunda kalıyor. Hem de şık bir metropolün orta yerinde 'tutunamayanların' yaşamlarını sürdürdüğü Eminönü Küçükpazar'daki otellerin birinde. Rıza'nın para bulma çabaları sonuçsuz kalınca, kamyonunun elden gitme ihtimali karşısında işi soygun yapmaya kadar götürüyor. Fakat bu konuda da başarılı olamıyor. Ve ona sürekli 'arkadaş' diyen bir Afgan mülteciyi öldürüyor. Ama bu cinayet vicdanında derin bir yara açıyor. Aslında bu yara bizi sıradan insanın yaşadığı akıl ve vicdan çatışmasına ortak ediyor temel olarak. Tıpkı Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'da yaptığı gibi. Rıza, yardım eli uzatan arkadaşı ölünce cebinden parasını alacak kadar ya da sürekli 'arkadaş' diyerek kendisine yakınlık gösteren Afganlıyı öldürecek kadar canileşirken, aklı ona engel olmuyor. Ama vicdanı bu durumdan son derece rahatsız. Çünkü 'günahla yaşamak zor'. Sadece o değil, çevresinde bir sürü insan Rıza gibi zor durumda. Belki 'Rıza'nın en can alıcı noktası da bu; her vicdanda bir günah yattığını imlemesi. Malum, kötülük yüzyıllarca ayıp, suç ve günah olarak nitelendirilip olumsuzlanan bir olgu. Fakat nasıl hâlâ varlığını sürdürebiliyor? Filmde de anlattığı gibi kötülük insanın kendi doğasından kaynaklanan bir durum. İnsan, kendi yaşamını sürdürebilmek için bencilce davranabilen, hem de başkalarına zarar verecek kadar bencil olabilen bir varlık. Peki insanın bu kadar bencil olmasının önüne kim geçebilir, bizatihi kendi vicdanı! İlk filmi 'Hiçbiryerde' ile sinemaya iyi bir başlangıç yapan Tayfun Pirselimoğlu, 'Rıza'da hayli güçlü bir sinemayla karşımıza çıkıyor. Dingin bir yapısı var filmin; senaryodan mekân seçimlerine, oyuncu yönetiminden kurguya, filmin bütün unsurları bu dinginliği hissettiriyor izleyiciye. Fakat film dingin olmasına rağmen, izleyicinin karşı karşıya kaldığı mesele oldukça ağır; hesaplaş hesaplaşabilirsen! Ama bu hesaplaşma belki biraz daha fedakârca davranmamıza vesile olacak. Filmde yönetmenlik kadar başarılı olan bir diğer unsur ise oyunculuklar. Filmi tek başına sırtlayan, amatör oyuncu Rıza Akalın'ın performansı, doğal oyunculuk şovu adeta. Ona eşlik eden Nurcan Eren ise son yıllarda Türk sinemasında izlediğimiz en inandırıcı kadın karakterlerden birini portreliyor. Netice olarak 'Hiçbiryerde'den sonra Tayfun Pirselimoğlu, yılın ilk günlerinden son 10 yılın en iyi Türk filmleri sıralamasında üst sıralarda yer alacak bir filmle çıkageliyor. Zaman Yorum (0)
![]() Yorum yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






