| Amerikanın şaşkın ailesi: Simpsonlar |
|
|
|
|
Amerikan taşrasına ait küçük kentlerden Springfield’ın deli dolu ailesi “The Simpsons”ı artık tanımayanınız yok. İşçi sınıfını temsil eden tipik karakterleriyle “ana, baba ve çocuklardan oluşan” bir çekirdek aile Simpson ailesi. Yıllar önce, 1987’de girdi Amerikalıların hayatına (birkaç yıl sonra da bizim hayatımıza) ve yeni başlayan onlarca televizyon şovu gibi onlar da başlarda iddiasızlardı. IQ’su 20’yi aşamayacak embesillikte bir baba (Homer), babasına çekmiş bir oğul (Bart), sorumluluğunun bilincinde fedakar bir anne (Marge), “anasına bak kızını al” dedirten bir kız evlat (Lisa) ve sonradan aralarına katılan, 20 yıldır hiç büyümediği gibi, ağzından emziği de hiç düşmeyen bir bebek (Maggie)... Tracy Ullman’ın programında küçük skeçlerle yola çıkan bu aile, yıllar aktıkça üzerindeki tevazu zırhını yırtmayı başardı. Yırtmakla kalmadı, “politik yanlışçılığı” kendisine şiar edinerek kısa sürede dünya televizyon tarihinde bir kilometre taşına dönüştü. Başlarda dizinin kerameti kendinden menkul bir hali vardı; ama yıllar ilerledikçe ve dizi popülaritesinden ufacık bir parça bile yitirmedikçe, anlaşıldı ki, “The Simpsons”ın güç kaynağı Springfield’ın tüm sakinlerinden ileri geliyordu. Evet, dizinin ana ikametgahı Simpsonlar’ın eviydi; ama gene de şovun kamusal alanında tüm Springfield halkı duruyordu: Koyu Katolik kapı komşuları Ned Flanders, Hintli bakkalları eksantrik Apu, aptal polis memuru Wiggum, Bart’ın korkak kankası Milhouse... Yıllar içerisinde hem de pek çoğu kendileriyle dalga geçmek pahasına hangi ünlülere yer verilmedi ki dizide: Mel Gibson, Kiefer Sutherland, Kim Basinger, Alec Baldwin, Elizabeth Taylor, James Caan, Lucy Liu, Glenn Close... Hatta Olsen ikizleri, Michael Moore, Tony Blair, J.K. Rowling bile... Hatta bir keresinde Liz Taylor’ın diziye “konuk” olacağı açıklanmıştı, sadece iki kere göründüğü o bölümde Taylor’ın ağzından çıkan sözcük sayısı da hepi topu sekizdi. Bir çizgi filmin televizyonda 18’inci yaşgününü kutlaması bugüne kadar rastlanmış bir vakıa olmadığından, beyazcamın en ünlü replik veya düsturlarından bazılarına Simpsonlar’ın imza atmasına da kimse şaşırmıyor olsa gerek! Sinema tarihinin en ünlü, en popüler ve en saygın kimi filmlerine yapılan sürüsüne bereket zekice gönderme de cabası... (Hatta dizinin yaratıcılarının iddia ettiğine göre, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmi kabul edilen “Yurttaş Kane”den o kadar çok sahneyi yeniden yaratmışlar ki, sadece bu klipler bir araya gelse tüm “Yurttaş Kane”in eksiksiz biçimde animasyona dökülmesi mümkün olurmuş. Şaka yapıyorlar tabii!) Dizinin babası Matt Groening’e dizinin getirdiği kamyon dolusu prestij ve paradan hiç bahsetmiyoruz bile! Bir bahardı geçen yıllar! 20 yıllık bir birikim söz konusu olunca ister istemez önünüzde en az Homer’ın göbeği kadar koca bir yığın duruyor. Şu an diziyle ilgili kimi detayları sayıp dökebilmek için ciltlerce ansiklopediye ihtiyacınız var. Ama gene de Simpsonlar’ı bu kadar popüler kılan ve kısa sürede TV’nin en pervasız ve buna rağmen en saygın şovlarından birine dönüştüren neymiş, bir göz atalım! Zira peşlerine ne taklitleri takıldı da, her birini teker teker silkelemeyi bildiler. Nereden başlamalı? Belki de seslendirmeden. Dan Castellaneta (Homer), Julie Kavner (Marge), Nancy Cartwright (Bart) ve Yeardley Smith’ten (Lisa) müteşekkil çekirdek kadro işinin tam ehli. Öyle ki, İsveç’te bir dönem dizi İsveççe dublajla yayınlanmış; ama o kadar çok nefret mesajı yağmış ki, dublajı anında kaldırmışlar. Biliyorsunuz, dizi yıllardır bizde de dublaja uğramaksızın, orijinal seslendirmesiyle gösteriliyor. Ama tabii esas mesele, dizinin politik doğruculuğa asla yüz vermemesi. O kadar ki, Amerika’nın en ‘tutucu’ kanallarından biri olarak bilinen Fox’ta yayınlanmasına rağmen sık sık kanalın kendisiyle bile açıkça alay etmekten çekinmiyor yaratıcı ekip. Akıl ve zeka denilen erdemlerin şehir merkezine asla uğramadığı Springfield’ı, yani küçük Amerikan taşrasını cehaletle yoğrulmuş bir mekan olarak tespit etmesi takdire şayan doğrusu. Yani popülaritesini bizzat Amerikalıların yüzüne en ağır ithamları haykırmasına borçlu ki, insan bu durum karşısında “nasıl yani!” demeden edemiyor. Ama elbette bunu yaparken dizinin yaratıcıları entelektüel bir tavırdan asla taviz vermiyorlar. Bir kere artık birçok çizgi diziye de sızan tuvalet mizahını asla ifrata kaçmadan azar azar veriyorlar. Ayrıca her bölüme sıkıştırılan en az bir düzine sinemasal gönderme de diziye daha çok vâkıf olabilmek için gerekli başlıca şeylerden birinin sinemaseverlik olduğunun altını çizmeye yarıyor. E tabii popüler kültüre ait tonlarca göndermeyi de bunun yanına eklerseniz... Tüm bunlar “The Simpsons”ın gelmiş geçmiş en kült televizyon şovlarından biri olduğunu kanıtlamıyor mu? Dahası sokakta gördüğünüz Bart Simpson tişörtlerindeki bolluğun ana kaynağına dair bir fikir de vermiyor mu? Zaman Gençlik
Yorum (0)
![]() Yorum yazın
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






