| Bu aşk iklimine ihtiyacımız var |
|
|
|
Mevlâna Sempozyumu ancak bu kadar anlamlı bir zamanda yapılabilirdi. Ülkede siyasi ortam toz duman, belirsizlik diz boyu, gerginlik almış başını gidiyor, insanlar umutsuz.
Bir yönüyle Mevlâna'nın içine doğduğu yüzyılı hatırlatıyor, kaos ve umutsuzluk yıllarını... Türkiye'de siyasi depremin artçı sarsıntıları sürerken, Mevlâna'nın çağrısına kulak veren çoğu yabancı 150'den fazla akademisyen, yazar ve düşünür dün Atatürk Kültür Merkezi'ndeki buluşmada, kavganın ne kadar anlamsız; birbirini anlamanın, barışın, olmanın ve olgunlaşmanın ne kadar elzem olduğunu seslendiriyordu. Dünyanın dört bir yanından gelenler, Mevlâna'nın konuklarıydı. Onun huzurunda birbirini sevmek ve anlaşmak için dil bilmeye gerek yoktu. Belki çoğu birbiriyle kavgalı ülkelerden gelmiş konuklar, gözleri ışıldayarak, umutla, sevgiyle kucaklaşıyordu. Açılışta, Mesnevi'nin, insanın ezeli macerasını özetleyen meşhur ilk 18 beyti Farsça, Türkçe ve İngilizce olarak okundu. Diller farklıydı; ama mana aynıydı. Sevgiliden ayrı kalmanın ıstırabı!.. Bütün insanlığın ayrılık derdi... Başında böyle bir ayrılık acısı varken, başka kavgalara nasıl vakit bulur insan? Üstad Sadrettin Özçimi'nin o kısa ney ziyafeti bütün gönülleri birleştirmişti aslında, söze gerek yoktu. Ne yazık ki siyasetçilerimizin, Mevlâna'nın çağrısına uyup gelecek vakitleri olmamıştı. Oysa onun ikliminde pişip yanmaya, olgunlaşıp kemale ermeye ne çok ihtiyaçları vardı! Bizde politikacılar, normal zamanlarda Mevlâna'dan, Hacı Bektaş-ı Veli'den, Yunus'tan söz açar, Şeyh Edebalı'nın Osmancık'a öğüdünü okur, hatta duvarlarına asarlar. Ama böyle zor zamanlarda, asıl hatırlamaları gereken günde evreni kuşatan bu sevgi ve hoşgörü ustalarının yanına yaklaşmazlar. Bu da onların Mevâna'yı, Yunus'u, Şeyh Edebalı'yı içlerine sindiremediğinin, söyledikleri sözü gırtlaklarından aşağıya indiremediğinin göstergesi. Bu sempozyum, sanırım ülkemizde yapılan en geniş katılımlı uluslararası etkinliklerden biri. Baş döndürücü bir oturum trafiği ve onlarca değerli bilim adamı var. Hepsini takip etmek imkânsız. Konuşmaların kitaplaşacak olması sevindirici. 'Mevlâna yılında ne yapıldı?' sorusuna verilecek olumlu bir cevap olacak bu sempozyum. İstanbul ve Konya bağlantılı düzenlenmiş olması da ayrıca önemli. Mevlana'nın yurdunda söylenecek sevgi ve barış sözleri, dalga dalga dünyanın pek çok ülkesine yayılacak. Fakat bu sıralar o büyük bilgenin birleştirici öğütlerine en çok bizim ihtiyacımız var. Belki onun bir sözü, kendimize dönmemizi, yitik hikmeti aramaya koyulmamızı sağlar. Şöyle diyordu Mevlana: "Bir can vardır canında o canı ara/ Beden dağındaki gizli mücevheri ara!/ Ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara/ Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara!" Zaman Yorum (0)
![]() Yorum yazın
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






